
Bu metni de tek bir kelimesine veya noktasına bile dokunmadan, sadece ters eğik çizgilerin (\n\n) olduğu yerlerden paragrafları netleştirerek şu şekilde düzenledim:
Yekaterinburg’da yaz geceleri bile soğuk olur. Uralların taş yürekleri şehrin üzerine çöker, rüzgar tahta evlerin arasından süzülür ve insanlar sabahın körü bile paltolarını sıkıca sarar. 17 Temmuz 1918’in gecesi de böyleydi — ama o gece Ipatiev Evi’nin bodrum katında, soğuktan çok başka bir şey vardı havada.
Nikolay Aleksandroviç Romanov, eski Rusya İmparatoru, o gece yatmadan önce günlüğüne bir şey yazmamıştı. Belki yorgunluktan. Belki artık yazacak bir şey kalmadığını hissettiğinden. Günlük tutmak bir alışkanlıktı onun için — tahtta otururken de, tahttan indirildikten sonra da, Tobolsk’tan Yekaterinburg’a sürgün edilirken de. Ama bazı geceler kalem ele alınamaz. Bazı geceler eller titrer, mürekkep kurur, sayfa boş kalır.
Ailesini saat on birde yatırmıştı. Aleksey’i — on dört yaşındaki oğlunu, hemofili hastalığıyla büyümüş, her çürüğün içinde kan birikebilecek o kırılgan çocuğu — kollarında taşımıştı. Çocuk ağırdı. Nikolay’ın sırtı tutuyordu artık, elli yaşındaydı ve elli yıl bir imparatorluğun yükünü taşımak insanı eğer. Ama Aleksey’i bırakmamıştı. Hiç bırakmamıştı.
Odalar küçüktü. Ipatiev Evi — Bolşeviklerin ‘Özel Amaçlı Ev’ dediği yer — bir tüccarın mülküydü, imparatorluk saraylarına alışmış gözler için neredeyse acı verici derecede sıradan. Alexandra pencereden dışarı bakardı bazen; pencereler tahta levhalarla kapatılmıştı, ışık sızmıyordu içeri. Dışarının var olup olmadığını bile unutabilirdin.
Gece yarısını geçe, Yakov Yurovsky kapıyı çaldı.
Yurovsky, Çeka’nın adamıydı — Bolşevik gizli polisi. Sesi düzdü, yüzü düzdü, her şeyi düzdü. ‘Giyinin’ dedi. ‘Beyaz ordu şehre yaklaşıyor. Sizi güvenli bir yere taşıyacağız.’
Nikolay inanmak istedi. İnsanın inanmak istediği şeyler vardır — özellikle dört çocuğu ve bir eşi yanındayken. Anastasia saçlarını topladı. Olga sessizce giyindi. Maria ve Tatyana birbirlerine baktı, o kız kardeş bakışıyla, sözsüz dilde. Aleksey’i Nikolay taşıdı.
Merdivenleri indiler. Bodrum kata.
Oda küçüktü. Duvarlar kireç ve rutubetten sararmıştı. Bir ampul sarımsı bir ışık saçıyordu. Yurovsky sandalye getirtti — Alexandra için, çünkü ayakta duramıyordu. Nikolay eşinin yanına geçti. Aleksey’i bir köşeye oturttu. Kızlar sıralandı.
Yurovsky elindeki kağıdı çıkardı.
Sonradan tarihçiler o kağıdın içeriğini yeniden kurguladı: Ural Sovyeti’nin kararı. İdam. Romanov hanedanının son temsilcileri için verilen hüküm.
Nikolay Yurovsky’ye baktı. ‘Ne?’ dedi.
Sadece ‘Ne?’
O an — o tek heceli soru — tarihin içinde donup kaldı. Bir imparatorun, üç yüz yıllık bir hanedanın mirasçısının, Rusya’nın son çarının son sorusu. Anlamak için sorulan değil, anlayamamaktan doğan bir soru. Hayatın böyle biteceğini hiçbir zaman tam olarak anlayamamak — belki de bu, insanın en insani yanıdır.
Silahlar konuştu. Bodrum kattaki duvarlar kurşunları tutamadı — sonradan duvarlarda izler bulundu, mermi çizikleri, tarihin en acı çizimleri.
Nikolay Romanov, eşi Alexandra, kızları Olga, Tatyana, Maria ve Anastasia, oğlu Aleksey, doktoru, hizmetçileri — hepsi o gece öldü. 17 Temmuz 1918.
Dışarıda Yekaterinburg uyuyordu. Ya da uyuyor gibi yapıyordu. Bazı şehirler öyle geceler geçirir — içlerinde tarihin kırıldığını hissederler ama sabaha kadar sustururlar kendilerini. Uralların taş yürekleri her şeyi yutar.
Romanov hanedanı 1613’te başlamıştı. Bir bodrum katında, sarı bir ampulün ışığında, 1918’de bitti.
Tarih bazen saraylardan değil, en karanlık bodrum katlarından yazılır.

