Ateşin Susturamadığı Ses: Konstanz’da Bir Sabah, 6 Temmuz 1415

instagram 1415 6 temmuz

Konstanz, 6 Temmuz 1415 sabahı.

Jan Hus, o sabah güneşin henüz göl üzerinde titrediğini gördü. Bodensee’nin suları, demir parmaklıklı küçük penceresinden gümüş bir şerit gibi parlıyordu. Bir yılı aşkın süredir bu hücredeydi — önce Gottlieben Kalesi’nin rutubetli zindanında, sonra buraya, Fransisken manastırının bu taş odasına taşınmıştı. Kemikleri hâlâ o ilk hücrenin nemini taşıyordu.

Kırk altı yaşındaydı. Prag’daki öğrencilerini düşündü — genç yüzleri, not defterleri, sorularıyla dolu gözleri. Bethlehem Şapeli’nin ahşap kürsüsünü düşündü; nasıl da sesi o duvarlara işlemişti, nasıl da halk Latince bilmeden de anlamıştı söylediklerini, çünkü o Çekçe konuşmuştu onlara. İncil’i kendi dilleriyle işitmek için ağlayan yaşlı kadınları düşündü.

Bunun için mi buradaydı?

Evet. Ve pişman değildi.

Konsil ona söz vermişti — İmparator Sigismund’un güvence mektubu cebindeydi hâlâ, o ince parşömen, artık ter ve zamandan sararmış. Konstanz’a gelmeden önce dostları uyarmıştı: “Gitme Jan, seni yakarlar.” O gülümsemişti. “Eğer gitmesem, gerçeği korkudan saklıyorum demektir. Bir öğretmen korkudan susmaz.” Ama şimdi, o sabah, mideye oturan bir ağırlık vardı — bu ağırlık korku değildi tam olarak, daha çok… vedanın ağırlığıydı. Dünyaya, ışığa, ekmeğin kokusu olan sabah havasına veda.

Kapı gürültüyle açıldı.

Gardiyanlar içeri girdiğinde Hus diz çökmüş dua ediyordu. Kalktı. Elleri titremiyordu — bunu kendisi de fark etti ve içinden şükretti Tanrı’ya. Ellerini uzattı, bağlasınlar diye.

Dışarıda şehir uyanmıştı. Konstanz’ın taş döşeli sokaklarında binlerce insan toplanmıştı — konsil üyeleri, kardinallar, piskoposlar, meraklı halk, tüccarlar, çocuklar. Bazıları onu görmek için saatlerce beklemiş, iyi yer kapmıştı. Bazıları ise sırf ne olduğunu anlasın diye oradaydı, yüzlerinde o garip karışık ifadeyle — hem merak hem rahatsızlık.

Hus yürüdü.

Başına kâğıttan sivri bir külah geçirmişlerdi, üzerinde şeytanlar ve alevler resmedilmişti, “Haeresiarcha — Sapkınların Önderi” yazıyordu. Üstündeki rahip cübbesi tökezleyerek yürürken rüzgârda çırpındı. Ama o yürüdü. Adımları kararlıydı.

Kalabalığın içinden bir ses yükseldi — Almanca bir küfür, ardından Latince bir lanet. Ama başka bir yönden, çok daha alçak sesle, bir kadın ağladı. Hus o ağlamayı duydu. Başını kaldırmadı, ama dudaklarında bir şey kıpırdadı — belki bir teşekkür, belki bir dua.

Kazık, şehrin dışındaydı, Gottlieben yolunun kenarında. Odunlar özenle yığılmıştı. Hus yaklaştığında bir an durdu — gözleriyle ufku taradı. Bohemya oradaydı, kuzeydoğuda, görünmez ama hissedilir biçimde. Prag’ın çatıları, Vltava’nın sesi, annesinin evi.

Bağladılar onu.

Konsil’in kararı okundu: Kilise’ye karşı gelmek, Wyclif’in sapkın öğretilerini yaymak, halkı ruhban sınıfına karşı kışkırtmak. Hus dinledi. Ardından konuşma izni istedi — reddedildi. Yalnızca geri çekilme hakkı vardı önünde: Yanılgılarını kabul etsin, her söylediğini inkâr etsin, Kilise’nin otoritesine boyun eğsin.

Sessizlik.

Sonra Hus konuştu, sesi beklenmedik biçimde güçlüydü:

“Tanrı tanığımdır ki yazdıklarımı ve söylediklerimi Kutsal Yazı’ya aykırı bulmadım. Yalan söyleyerek binlerce insanı aldatmaktansa ölmeyi tercih ederim.”

Meşaleyi getirdiler.

Alev önce ayaklarından tuttu. Hus gözlerini yummadı. Dudakları kıpırdıyordu — Miserere’nin sözleriydi, “Tanrım, merhametinle bana acı.” Duman yükseldi, gökyüzü beyazladı, Bodensee üzerindeki o sabah güneşi hâlâ parlıyordu.

Kalabalıktan bazıları gözlerini kapadı. Bazıları bakmaya devam etti — tarihin bu anını hafızalarına kazımak için, ya da vicdanlarını köreltmek için, kim bilir.

Hus’un son sözlerini tam olarak kimse duymadı. Ama sonradan, yıllar içinde, Bohemya’dan Saksonya’ya, oradan bütün Avrupa’ya yayılan bir rivayet dolaştı: “Bugün bir kaz yakıyorsunuz — ama yüz yıl sonra yakamayacağınız bir kuğu yükselecek.”

Yüz yıl sonra, 1517’de, Wittenberg’de bir keşiş kilise kapısına doksan beş tez çaktı.

Ateş Jan Hus’u susturmuştu. Ama sesini hiç söndürememişti.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top