
7 Haziran 1942 sabahı, Miguel Ferreira güverte halatını sarerken kendini düşündüğü şey savaş değildi.
Otuz iki yaşındaki Portekizli güverte tayfa, SS Campoamor’un metal küpeştesine yaslanmış, Kuzey Carolina kıyılarının uzak siluetine bakıyordu. Sabah altı buçuktu. Güneş, Atlantik’in üstünde henüz bir karış yükselmişti — o soluk, tereddütlü renkte, ne tam sarı ne tam turuncu. Deniz sakin görünüyordu. Aldatıcı biçimde sakin.
Miguel bu rotayı biliyordu. Karayip’ten kuzey limanlarına, akaryakıt ve hammadde taşıyan bu köhne ama sadık gemi, savaşın başından beri aynı güzergâhı defalarca kat etmişti. Her seferinde biraz daha gergin, biraz daha sessiz bir mürettebatla. Çünkü herkes biliyordu: Atlantik artık eski Atlantik değildi.
Alman denizaltıları — U-Boot’lar — aylar önce bu sulara taşınmıştı. Amerikalılar buna ‘mutlu zamanlar’ diyordu, ama mutlu olan Almanlar’dı. 1942’nin ilk aylarında ABD’nin doğu kıyıları boyunca onlarca gemi batırılmıştı. Mürettebat arasında fısıltıyla dolaşan bir söz vardı: ‘Kıyıya yakın ol, ama kıyı seni kurtarmaz.’
Miguel bu sabah o fısıltıyı düşünmüyordu. Halatı düşünüyordu. Ve Lizbon’daki annesini. Ve bir hafta sonra Cape Hatteras’a yanaşacakları limanı.
Torpido, geminin su hattının hemen altına isabet ettiğinde saat 06:47’ydi.
Ses, Miguel’in beklediği türden değildi. Sinema filmlerindeki gibi gürültülü bir patlama değil — önce alçak, bağırsakları sıkıştıran bir titreşim. Sonra metal yırtılmasının o tiz, vahşi çığlığı. Güverte Miguel’in ayakları altında bir an yukarı fırladı, sonra öne eğildi. Halatı bıraktı. Ellerini küpeşteye yapıştırdı.
Duman, siyah ve yağlı, güverte ambarının kapağından fışkırdı.
U-576, Korvettenkapitän Hans-Dieter Heinicke komutasında, o sabah Kuzey Carolina kıyılarının birkaç mil açığında pusuda bekliyordu. Atlantik’in soğuk, yeşil-gri sularının altında, periskoptan gelen görüntüler hesaplanmış, torpidolar hesaplanmış, SS Campoamor’un kaderi hesaplanmıştı. Savaş böyleydi — uzaktan, soğuk, matematiksel.
Ama güvertede matematik yokti.
Miguel, etrafındaki kaosun içinde bir an dondu. Mürettebat koşuyor, bağırıyor, can yeleklerini kapıyordu. Makine dairesi tarafından dumanın arasından birinin adını bağırdığını duydu — Carlos mıydı, Jorge mi? Bilmiyordu. Gemi artık sola yatmaya başlamıştı, yavaş ama kaçınılmaz, ağır bir yorgunlukla.
Deniz soğuktu. Haziran olmasına rağmen Atlantik’in bu suları merhamet bilmiyordu. Miguel suya atladığında — ya da güverte onu suya fırlattığında, tam olarak hatırlamıyordu — ilk his bir bıçak gibi keskin soğuktu. Akciğerleri sıkıştı. Gözlerini açtı, tuzlu su gözlerini yaktı, yüzeye çıktı.
Etrafında yanan akaryakıt yüzüyordu. Turuncu alevler suyun üstünde dans ediyordu, tuhaf ve güzel ve ölümcül. Uzakta, SS Campoamor’un kıçı havaya kalkmıştı — o tanıdık metal gövde, o güvenilir eski gemi, şimdi Atlantik’in karnına doğru çekiliyor, inliyor, gidiyordu.
Miguel yüzdü. Nereye doğru bilmeden, sadece yangından uzağa. Yanında bir tahta parçası belirdi — bir güverte plankosu, tanrının bir lütfu gibi. Sarıldı.
Kaç dakika geçti, bilmiyordu. Belki on, belki kırk. Zaman savaşta başka türlü akıyordu.
Hayatta kalanlar toplanmaya başladığında — can salları, tahta parçaları, birbirini tutanlar — Miguel etrafına baktı ve saymaya çalıştı. Kaç kişi? Kaç kişi eksik?
Kuzey Carolina kıyıları uzakta, puslu bir şerit gibi görünüyordu. Orada insanlar o sabah kahvaltı yapıyordu belki. Gazetelerini okuyordu. Savaşı uzakta, Avrupa’da, Pasifik’te sanıyordu.
Oysa savaş buradaydı. Birkaç mil açıkta. Yanan akaryakıtın dumanı kıyıya kadar ulaşıyordu.
U-576 o gün battı da — aynı gün, aynı sularda, Amerikan deniz uçakları ve refakat gemileri tarafından. Ama Miguel bunu o an bilmiyordu. O an sadece tahtaya tutunuyordu ve dalgalar onu kıyıya doğru, yavaş yavaş, itiyordu.
Kum ayaklarına değdiğinde ağladı. Neden ağladığını bilmiyordu tam olarak. Kurtulduğu için mi, yoksa sabah kahvesinin tadının hâlâ dilinde olduğunu fark ettiği için mi?
Bazı sabahlar insan hayatını bir halatla ölçer. Sonra her şey değişir ve halat bile kalmaz.
SS Campoamor, 7 Haziran 1942’de Kuzey Carolina açıklarında Alman U-Boot U-576 tarafından batırıldı. Atlantik Savaşı’nın en kanlı dönemlerinden birinde, ABD’nin doğu kıyıları boyunca yüzlerce ticari gemi aynı kaderi paylaştı. U-576, aynı gün Amerikan kuvvetleri tarafından imha edildi.

